Ben Bakarken Büyü

Bugün yakın dostum Gökçe Erol’la konuşuyorduk. Onun da çok bitirim bir kızı var 1.5 yaşında. Dolayısıyla o benim 1 adım önümde. Evlilik hazırlığı olsun, hamilelik olsun, bebek doğdu şimdi ne yapacağım konularında her türlü ani, şuursuz, saçma sorularımı yönelttiğim ve karşılığında sakinleştirici, mantıklı, rahatlatıcı cevaplar aldığım bir büyüğüm ( tam 1 yaş büyük benden:) ). 

Tam da bebeklerin hepisinin cins cins olduğundan bahsediyorduk. Onun kızının bayıla bayıla vakit geçirdiği ana kucağında Murat toplasak 1 hafta geçirmişti mesela. Bunun üzerine zaten artık Murat da çok yerinde durmuyor oyun halısında bir sağa bir sola yuvarlıyor kendini, dönmesi yakındır dedim. O da kızının nasıl vaktinden önce 1 keresinde yanlışlıkla döndüğünü, sonra haftalarca maaile kızın bir daha dönmesini çaresizce beklediklerini anlattı, güldük. Dedim ki, Murat gönlüne göre dönsün. O da onayladı, nasıl olsa hepsi illa bir ara olacak, dönecekler, emekleyecekler, yürüyecekler. Tabii dedim, “Öyle başka bir şeyi bekleyeceğim diye adamın şimdisini kaçıramam“. Sonra ikimiz de aynı anda dedik ki, “Evreka! Bugün ki post konusu çıktı:)”.

Kendimi yetişkin olarak görmeye başladığımdan beri -ki her ergende olduğu gibi beynimin sulandığı 15 -16 yaşlarından bahsetmiyorum; hakikaten yetişkin olarak gördüğüm 22-23 yaşlarından beri, bebeklerden de çocuklardan da kararında hoşlanırım. Hatta fitilim daha bile kısalırdı zaman zaman. Ama hiçbir zaman bebeğiyle kafayı bozmuş annelere sinir olduğum kadar rahatsız olmadım bebeklerden. 

Ne yapsın bebek? Tabii ki şımarır. Yanında onu İnsanlığın tek kurtuluşu olarak gören annesi olduktan sonra, o çocukların ayda yürür gibi yerden 5 karış havada zıplayarak yürümemeleri şaşırtıcı. Zira bu kudret annelerine bakılırsa onlarda zaten vardı! 🙂 

Hamileyken hep öyle bir kadın olmayacağım; oğlumu mütevazı ve mağrur bir adam olarak yetiştirmeyi hayal ettim ve kendime sürekli Dünya’nın ilk hamilesi olmadığımı, Murat’ın da kitleleri Kurtuluş Günü geldiğinde göğe çıkartmayacağını hatırlattım. Bundan mıdır bilmem ama çok sönük bir hamileydim:) Ne bir aşerme, ne bir arıza 🙂 

Kendime ara not: İkinci olursa azcık nazlı hamile ol!:)

Şimdi Murat doğduktan sonra böyle bir anne olmanın işten bile olmadığını anladım. Çünkü gerçekten o insanlığa değil ama bana en güzel armağan, en değerlim benim. O yüzden onun gözlerine her bakışımı uzun uzun kaydediyorum. Her gülüşünü kafamda küçük Oompa Loompalar çakıyorlar taşlara ki hiç silinmesin. 

Babamı kaybettikten sonra hep kendime tekrarladığım bazı cümleler vardı. Bir tanesi de hayatımın bana ödünç verilmiş olması. Şuan aldığım nefesin ardından bir tane daha geleceğini bilmiyorum o yüzden bu nefesin hakkını vermeliyim. Bu nefes babama verilmedi ama bana veriliyor; o zaman çok değerli. Onu boş üzüntülerle, anlamsız geçici kızgınlıklar kırgınlıklarla geçiremem. 

Şimdi ise hayat daha basit. Çünkü o çok kıymetli nefeslerimi birlikte dolu dolu geçirebileceğim çok garanti biri var hayatımda. Muratla geçirdiğim her anın hakkını vermiş sayıyorum. 

Bütün bunlardan dolayı Murat dönmüş dönmemiş, amda kalkmış, parande atmış ya da sadece uyumuş, hiçbir önemi yok. Onun bir şeyleri yapmasını beklerken şimdisini kaçıramam, bunu göze alamam. Çünkü gün gelecek, onun o anı bana fazla görülecek; ben artık o ana tanık olamayacağım. Elimdeki sayılı nefeslerimi o her ne yaparsa onu kazıyarak beynime geçiriyorum:)

Herkese bol bol nefesler, ve o nefeslere hakkını vereceği anlar dilerim:)


Paylaşmak isteyen buraya!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *