Yasını Gülen Gözlerle Tutana Anne Denir

Güler, gülümser bir şakacı,
Güldürür, düşündürür,
Arada bir durur, gözleri dalar,
Neler söyler, neler susar…
Yoksa, çok acı bir şakayı
Şakadan da olsa,
Çok yalın bir karanlığa mı saklar?
oynadığı oyunsa,
Yaşamda oynadığı,
Oyununu mu yaşar..
Oyunda yaşadığı,
Yaşamını mı oynar..
Yaşarcasına, oynarcasına.
Öyküler anlatır olmuşcasına,
Sonunu mutlu bağlar,
Gider evinde ağlar

Özdemir Asaf

Lise yıllarından beri en sevdiğim şairler arasında Özdemir Asaf. Şakacı da en özel şiirlerinden biri bence. Son birkaç haftadır zor zamanlar geçiyor; tekrar hatırladım tekrar tekrar kafamda okudum.

Hayatımda geçirdiğim en kötü yılbaşını geçirdim. Babamı kaybettikten sonra baba bildiğim mavi gözlü koca adam, şirin insan, eniştemi de 2 hafta önce 15 günlük yoğun bakımdaki savaşının ardından kaybettim. İlk hastaneye yatışından beri pek umutlu konuşmuyordu doktorlar zaten. 15 gün dayandı canım benim; sonra da yoruldu heralde, uykusu geldi, uyudu.

Her kayıp zordur, hele ki insan hayatında eniştem gibi sevimli, yumuşak mizaçlı, gözlerinden sevgi akan, gülüşüyle odayı sıcacık yapan birini kaybettiyse daha da zorlanır. Zorlanır da acısını yaşayamazsa işte o zaman daha da zorlanır.

Haberi aldığımdan beri doya doya yasımı tutamıyorum. Murat görse ne olur küçücük daha demeyin; ondan değil. Ben Murat’a bakarken ağlayamıyorum. Onunla her göz göze gelişimde bana aynı eniştem gibi gözleriyle gülen dudaklarından sıcacık bir şeyler akan bir bebek o. Nasıl ağlayabilirim ki? Ah diyorum, eniştemle bu yaz denize girecekti Murat, onunla da yüzecekti. Bahçe de oynayacaktı. İçim yıkılıyor; gözlerimden yaşlar akıyor ama o sırada adam bana gülümsüyorsa elimde değil, ben de gülüyorum. Ondan o gülüşümü hangi hakla esirgerim diyorum kendi kendime. Hakkım yok çünkü. O benden tek bir şey istiyor sevgi sıcaklık. Ona sevgi yerine kederle bakmaya vicdanım el vermiyor. O da benimle üzülür diye kıyamıyorum.

Ama neler neler söylemek istiyorum aslında. “Ah” diyorum. “Zaten hamile kaldığımdan beri içimde yara Murat’ın babamı tanımayacak olmasıydı. Babam, on numara babaydı. Kocalığını, insanlığını, kardeşliğini başkalarına sorun; bilemem. Ama on numara babaydı. Hep daha da iyi bir dede olacağını düşünürdüm. O da hevesliydi çok. Yapı olarak kaslı, yağsız son derece fit bir adamdı. Dipçik gibiydi:) “Ayşe” derdi anneme. “Bak ne kadar fit bir dede olacağım. Onları da gezdireceğim sırtımda; onlarla da yazlıkta bahçede oynayacağım. Öyle göbekli dede olmayacağım“. Olamadı canım. 

Hayatımı bu kayıpla karalar bağlayıp devam etmedim. Aksine daha neşeli daha pozitif bir insan oldum. Bir evlendiğim gün boğazım düğümlendi, bir de Murat’ın doğduğu gün. “Ya sen de olsaydın be baba, o zaman düğün olurdu işte” demiştim. 

Şimdi Murat’ın babamı tanımayacak olması beni çok üzüyor. Nasıl anlatsam nasıl tanıtsam büyüdüğünde diye düşünüyorum hep. Tanısaydı çok severdi çünkü, dedesi de onu. 

Eniştem benim için o dedeydi işte. Doğum yaptığım gün hastaneye gelip Murat’ı sevdiği gün “Oh dedim, Murat bak, bu da öbür deden:)” . Eniştemin boncuk gözlerinden Murat’ım da nemalanmıştı, o da ısınmıştı bir anda…

Biz çocukken yazın bizimle denize eniştem inerdi. Sitenin bir dolu çocuğu, adamcağızın sırtına çıkıp çıkıp iskele gibi atlardık denize. Hiç şikayet etmeden saatlerce denizde bizimle vakit geçirirdi. Yüreği çok genişti; bütün sitenin çocuklarına yer vardı. Sitenin çocukları yetim kaldı.

He bir de kedileri, köpekleri, kuşları vardı. O kadar nam salmıştı ki Büyükçekmece’de, ” Buradaki mavi gözlü adam bakar” deyip kapısının önüne terk edilmiş hayvanlar bulurdu sabahları işe gittiğinde. Haklılardı, bakardı çünkü:) Onlarca köpeği bir o kadar da kedisi vardı. Hepsine canı gibi bakardı. Yüreği çok genişti çünkü, bütün sokak hayvanlarına yer vardı. Bütün sokak hayvanları yetim kaldı. 

Nur içinde yatsın ikisi de; çocuklar da, hayvanlar da artık bize emanet. 

Zamanı gelince tekrar görüşmek üzere:) 

Paylaşmak isteyen buraya!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *