Canım’la Can’ımda gezinmeler

Moda candır. Moda canandır. Moda olgunluğum, avareliğim, keyfim, huzurum, zamanın yavaşladığı günlerimdir Moda. Her gün iş gereği Kadıköy’e gider rıhtımdan başlayan günümün bir köşesinde Moda’ya amaçsız da olsa bir yürür inerdim. Spor olsun, nefes olsun diye. Olurdu da nefesim. Aklımı tırmalayan ne varsa, her neyse şeytan tırnağı gibi fırlayan beynimde söküp alırdım kanatmadan, rahatlatırdım kafamı, nefesim olurdu cidden.

Neydi Moda’yı bu kadar yetkin kılan? Bilmem. Ben yürürken yolda semirmiş, kocaman göbeği olan sokak köpeği sevmeyi; hem Arnavut kaldırımda yürüyüp hem çok yaşlı ağaç görmeyi; hem bisiklet sürene hem yayaya hem arabaya alışkın caddelerde yürümeyi; hem bahar günü koca koca kürküyle makyajıyla yapılmış saçıyla başıyla gezen kokona pinpon teyze görmeyi hem de zibidi liseli görmeyi seviyorum herhalde. Bunların hepsi bana rahatlık veriyor.

Geçen hafta buz gibi soğukta bir arkadaşımla buluşmak için gittik ailecek Moda’ya. Murat da sevdi herhalde ki 3,5 saat bize müsaade etti. Uyudu uyandı, emzirdim ama gık demedi sağ olsun:) “Eski dostlar biraz sohbet etsin, günah bu zavallılar da azcık insan görsün” dedi yavrum 🙂

Bugün de Moda’da oturan ve Murat’tan 2 ay büyük oğlu olan başka bir çift arkadaşı ziyarete gittik. Önce buz gibi kar altında geçen bir haftanın sonunda açan güneşi yakalayalım ensesinden diyerek yürüdük uzun uzun bebeklerle. Puseti arabaya koyduk; 4 büyük 2 küçük kangurularla gezdik, çok da rahat oldu. Puset Annesi ve/ya da Sling Annesi yazımda değindiğim mevzuya dönecek olursak, kanguru böyle gezintilerde öne çıkıyor oldukça. Özellikle Moda’nın dar ve yer yer köpek pisliğiyle bezenmiş mayın tarlası gibi kaldırımlarını düşünecek olursak, kangurunun manevra kabiliyetinin pusete oranla daha yüksek olduğunu söylemeliyim:)

Sonra oğlanların biri açlıktan öbürü de uykusuzluktan bitap düşünce evlerine geçtik ve boynumuzun borcu olan oğlanları tatmin etme kısmına geçtik günümüzün ( ne zaman bitiyor ki o kısım zaten 🙂 ).

Eve döndüğümüzde yorgun ama çok sakin, mutlu, huzurlu bir dinginlik vardı 3’ümüzde de. Murat bile akşam banyosundan sonra onu uyuttuğumda pek itiraz etmedi; daldı uykusuna ve annesine bu satırları yazma aralığı müsaade etti.

Hem Moda hem de ben son buluşmamızdan beri çok değişmiştik ama neyse ki en yakın arkadaşım gibi Coğanam gibi, aradan uzun zamanda geçse bıraktığımız yerden başlayabildik. Ne aradan geçen zamanı sorguladık; ne birbirimizdeki değişiklikleri. Moda Murat’ı kabul etti hemen, iç titreten rüzgarını kesti köşeyi dönünce güneşinin sıcağında kucağımda uyuttu kuzumu; ben de nerde teyzelerim, nerde pinponlarım hep zibidi olmuş buralar demedim ona. Her zaman yaptığı gibi yaptı, zamanımı yavaşlattı nefesim oldu bugün:)

Bu gece herkes bir düşünsün bakalım; hangi semt, hangi sokak, hangi şehir sizi bu kadar sever, sizi bu kadar çeker, özler? Sonra da ilk iş yarın, bu hafta, bu ay, oraya geri dönün:) Bu da benden size akşam sefası:)

Paylaşmak isteyen buraya!

12 comments

  1. Ne güzel demişsin canım benim! Ne kadar değişsek de, aradan ne kadar zaman geçse de “orada” olduğunu bilmek ne güzel, ne güven verici! Moda da öyle hakikatten. Ve ne yazık ki nefes alabileceğimiz çok az yerden biri. ondan mı bilemiyorum. İstiklal’e baksana…şimdi her gidişimde sinir bozukluğu! “Bizim zamanımızda”ları bu kadar çabuk söylüyor olmak ne garip! Ah Murat ah 🙂 Neyse ki Tünel’deki amca hala aynı yerde.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *