Ya oğlum benden hesap sorarsa

Ya Murat benden hesap sorarsa. Ya bana “Anne neden sen bir şey yazmadın? Neden sen bir şey söylemedin?” derse ne cevap vereceğim bilemezdim. İşte bu yüzden iki kelam etmek zorundayım.

Cuma gününden beridir ara ara gözlerim doluyor sinirden mi üzüntüden mi ben de bilmiyorum ya, pek de önemli değil. Bir genç kızın hayatında hak iddia edildi; elde edildi ve tüketildi. Bunların hiçbirinin faili ne yazık ki kendi değildi.

Bir kadınım, bir Türk kadınıyım. Bu bile gereğinden fazla şey anlatıyor olmalı. Belki de yazmama bile gerek olmamalı, anlaşılıyor olmalı.

Benim de hislerime ve bedenime aynı niyetle yaklaşanlar oldu geçmişte; her Türk genç kızın yaşadığı gibi ben de hayatın doğal akışının bir parçası olarak bunları göğsümde yumuşatıp hayatıma devam ettim.

Ruhum sünger gibi çekti bu anıları. Senelerce sıktım sıktım bir türlü akıtamadım zehirlerini. Hiçbir kadın da akıtamaz; ömür boyu taşır ruhunda bu anıları.  O anların hissini, o adamların terlerinin kokusunu, ellerinin dokunuşunu.

Oğlum oku bunları. Sen de bil diye yazıyorum bunları. Sen de mutlaka oku. Sonra bana hesap sorarsın belki, anne niye sen de yazmadın diye. Sorma oğlum, bak yazdım. Yoksa içim acıdan üzüntüden taştığı için değil, yazmazsam kusarım diye hiç değil. Sen oku, sen bil Murat.

Ortaokuldaydım, 14 yaşındaydım. Taksimden eve dönmek için AKM’nin yanından Bostancı dolmuşuna bindim. Sol arka cam kenarı boş diye çok sevindim. Voleybol antrenmanından çıkmıştım; Hem spor çantam hem okul çantam çok yer kaplıyordu. Spor çantamı yere ayaklarımın arasına koydum, kayışını bileğime doladım (çok yorgunum, biliyorum yolda trafik olacak ve ben uyuya kalabilirim. Bu yüzden bileğime dolarım hep çantamın kayışını). Polarımı çıkarıp bacaklarıma battaniye gibi örttüm ki ısınayım. Bu dolmuşlar soğukta kaloriferi açmazlar pek, içerisi buğu yapıyor derler. Bekledim yanıma oturanı göreyim diye. Boynunda Turkcell’in çalışanlarına verdi kimlik kartı asılı, takım elbiseli, jilet gibi giyinmiş 40larında orta yaşlı boylu poslu çok yakışıklı bir adam oturdu. Yağmurluğunu katlayıp kucağına aldı ve Economist dergisini açıp okumaya başladı. “Oh, dedim. Herhalde rahatım. Eğitimli, Turkcell’de çalışan, yabancı dil bilen adam gibi görünümlü biri oturdu. He bir de yakışıklı. “Benim bu antrenmandan çıkmış terden dağıldığı için sıkı sıkı topuz yaptığım yağlı saçlı halime tenezzül etmez, kafamı cama dayayabilirim gönül rahatlığıyla” dedim.

Bak, Murat iyi öğrenim adamı eğitmez oğlum. Kılık kıyafet insanın ruhunun kirini pasını temizlemez oğlum. Sen adam olmayı kılıkla, öğrenimle, boyla posla karıştırmayasın oğlum. Adam olmak emek ister; bunlar kolay oğlum.

Uyandığımda köprüyü geçmiştik ve Kadıköy’e doğru ilerliyordu dolmuş. Çok sevinmiştim, iyi dedim; trafiği geçmişiz. Ziverbey’den sonra 15 dakikaya evdeyim. Sonra poları açasım geldi çünkü sıcaklamıştım ama bir hissettim ki poların altında etek çıkmış kafama nerdeyse. “Vay Esra, yine deli uyudun kızım. Neyse ki örttün poları, aferin!”. Çaktırmadan poların altından eteği düzeltir miyim acaba diye düşünürken sağ bacağımın üstünün terlediğini hissettim. Ne tuhaf. Hava o kadar sıcak değil. Esas tuhaf olansa poların bu kadar belirgin şekilde 4 ayrı dalga halinde bacağımda bıraktığı his. Dolmuş tangır tungur devam ettikçe o dalgalar oynuyor, hareket ediyor yukarı doğru sola doğru.

Ben iyi niyetli insanım Murat. Genç kızlar iyiyi düşünmek isterler, kötüyü görmek istemezler oğlum.

İhtimal vermedim; yuh dedim çünkü olamaz herhâlde. Bu adam böyle bir işe girmiş olamaz. Sonra merak ettim yan gözle sağ elini görmeye çalıştım, yok; bulamadım. Paltosunun altında kayboluyordu. Oradan polarımın altına kadar uzanabileceğini tahmin edememiştim. Ben “yok artık! Ben kuruyorum”, ” ya galiba bu bir parmak!” diye gidip gelene kadar dolmuş Ziverbey’e gelmişti bile. Dayanamadım poları bir anda açtım. Karşımda 2 bacak ve sağ tarafta paltonun altına doğru hızlıca kayan 4 tane uzun kıpkırmızı damarlı parmak gördüm.

Murat oğlum, sakin ol. Beni tanıyorsun. Ben bu işi orda bırakmam:)

Döndüm yüzüne baktım. Bana ne yapsa beğenirsin? Bana güldü. Gülmedi aslında. Sol dudağının kenarında sırıttı, verdiği hizmetten memnun kaldığımı düşünerek.

Gözü insanın kararmış Murat. Aman senin kararmasın oğlum hiç. Hep önünü gör, hep apaydınlık olsun yolun.

Hayatımda ilk defa değil ama son defa birisine bu şekilde vurdum. Vurdum derken ağzını burnunu kırdım desek sanırım daha doğru olur:) Ne ben ne de o böyle bir tepki vereceğimizi tahmin etmemiştik sanırım çünkü o da usulca dayağını yedi, hiçbir şey yapmadı, ben de usulca vurdum. Ne olduğunun ayırdına vardığında dolmuş şoförü de arabayı kenara çekip bana katıldı.

Oğlum annenin böyle bir şekilde canlandırmanı istemem; inan ben de kendimi öyle hatırlayınca bir tuhaf oluyorum. Halbuki çok sevimliyimdir normalde biliyorsun:)

Dünyaya geri döndüğümde dolmuş durmuş, adam fırlamış kaçmış, önümde oturan 3 teyze ağlayarak söyleniyor, dolmuş şoförü kaçanı sokak başına kadar kovaladığından söylenerek geri yürüyor, yanımda oturan 2 genç çocuktan biri korkarak benim şaşkınlıktan kapatmayı unuttuğum eteğimi korkarak uzanıp kapatmaya çalışıyordu. Meğerse bütün o zamanda etek hep açık kalmış:) O gencin yüzündeki korkuyu asla unutamam. Hem bir taraftan yardımcı olmak istiyor hem de 6-0lık maç sonrası Mecidiyeköy’de Fener formasıyla UltraAslanlıların arasında tek kalmış, yutkunarak gülümseyen taraftar edasıyla  çekinerek uzaklaşıyor benden:)

Sinirlenince şuur kaybı yaşadığımı biliyorsun Murat. Umarım sen o anımda karşımdaki insan olmazsın oğlum:)

Ben o günden sonra dolmuşta uyudum mu? Uyudum ama yanımda sadece kadın oturduğunda. Ben o günden sonra minibüste otobüste hiç bir dokunuşu hissettiğimde “Acaba? Ay günahını almayayım” dedim mi? demedim oğlum.

Ve kaderin kara kara sürmeli gözlerini seveyim ki ben o günden 7 sene sonra Turkcell’de çalışmaya başladığımda kat kat gezip o adamı aradım oğlum. Belki bulurum da, 7 sene boyunca kafamda 487482824 defa tekrarladığım şeyleri ona söyleyebilirim diye.

Sen kimsenin hayatında bedeninde ruhunda hak iddia etme Murat. Çünkü umarım sen de göreceksin ki hayatında yaşayacağın en derin mutluluk birinin seninle hayatını bedenini ruhunu gönüllü olarak paylaşmak istemesi olacaktır. Bu zevkten, bu keyiften, bu değerden vazgeçme Murat.

He tabii bir de bana saygı göster oğlum. Ben Seni sıfırdan yaptım. Ben seni sevgiyle, aşkla, huzurla yaptım; sen de hayatında sevgi, aşk huzur topla. Ben seni çok sevdim, sen de insanı çok sev oğlum.

Oğlum oku bunları. Sen de mutlaka oku. Sonra bana hesap sorarsın belki, anne niye sen de yazmadın diye. Sorma oğlum, bak yazdım. Yoksa içim acıdan üzüntüden taştığı için değil, yazmazsam kusarım diye hiç değil. Sen oku, sen bil Murat.

Paylaşmak isteyen buraya!

3 comments

  1. ikrâ says:

    Oğulcuklarımızın arasında 3 gün var,benim bebeğim de 7 ekim doğumlu. Ben de oğulcuğuma miras bırakmak için gebe günlüğü ve sen büyürken ismini verdiğim bir günlük daha tutuyorum,ben de neler neler anlattım ona bir kadın olarak 🙁 gözlerim dolu dolu okudum yazınızı,ve okuyunca dedim ki sanırım bizim ülkemiz de bu tarz olayları yaşamadan büyüyen genç kız hemen hemen yok galiba .. Off ya çok canım acıdı yeniden.. Hisli yazınız için teşekkürler

    • A! oğlumun doğum tarihini yanlış yazdığımı farkettirdiğinz için şuan ayrıca teşekkür ederim, şoke oldum:) 14 Ekim olmalıydı hemen düzelteyim.

      Murat 1 hafta küçük abisinden:)
      Ben oğlum olacağınını öğrendiğimde aylarca hep onun nasıl bir adam olacağını hayal ettim ikra ve inan hep kadına saygı duyan biri, insana, hayvana saygı duyan biri olarak yetiştirmenin yollarını düşündüm aylarca. Dediğin gibi ülkemizde tacize uğramamış kadın düşünemediğimden Murat’ın kadının bedenine saygıyı öğrenmesi daha da önemli benim için. Arzulayacağı bedene saygıyı kaybetmemeli ki değer bilsin.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *