Yazdığım en zor yazı olacak

Bu yazdığım en zor yazı olacak. Ne yazacağım, parmaklar hangi tuşlara basacak, tam ben de bilemiyorum. Kafamda bir hortum, önüne çıkan her düşünceyi katıyor önüne savuruyor beynimin kör köşelerine bir kendi kalıyor. Başka bir şey düşünemiyorum. 

Bugün ben 8 yaşıma girdim. Esra Tenekecioğlu 8 yaşında. Önceden bir Esra vardı; orjinal olandı. Çok mutluydu. İlk yazdığım postumda da anlatmıştım; ailesinin ortanca kızı, babasının Aça’sı diye. İşte bugün hem babamın, hem Aça’nın ölüm yıldönümü ve Esra Tenekecioğlu’nun 8. yaşgünü.


Ben öleli ve yeniden başka bir şey olalı 8 sene olmuş. Ne kadar özlediğimden unutamadığımdan filan bahsetmeyeceğim. Her insan evladı bu kötü tadı damağında yüreğinde hissedecek. Çok da yağlı bir his meret; yapıştı mı kalıyor gitmiyor bir türlü. 

2 sene evvel Facebook’ta doğumgünümde yazdığım yazıyı hatırladım. Gittim didkledim didikledim buldum. 

Insan doğum gününde sevdiklerini yanında istiyor gerçekten. Garip.. Hayatımdaki en değerli 2 erkekten biri Göksel yanımda diye keyiften mest olurken, ötekisi babam yok diye de içerlerde tam da kestiremediğim bi yerlerde bir sıkıntı. Koyverdim gitti. Ayhançoma öpücükler, özlem dolu öpücükler, wherever u might be:)

Şimdi hayatımda 3 değerli erkek var. Ama insanın sevgisi yüreği pasta değil ki pay edip bölüştüresin. Hergele, her yeni adamla büyüyor. Nasıl buluyorsa kalpte bir yerlerde kendine yer açıyor her yeni kişi. 

Bitmiyor sevgi, dinmiyor acı, sızı.


Geri dönüp baksam, 2007 yılında tuttuğum ajandamda/günlüğümde (evet o zamanlar sanal değil, kağıtla kalemle yazardım. Ama yine her gün yazardım). Arka sayfasında bir Mart günü yazılmış kısa bir yazı bulacağım. O yazıyı keşke yazmasaydım.


Yazdığım günden beri peşimi bırakmadı; kovalar beni. Bir şey itiraf edeyim; hamilelik testinde çift çizgiyi gördüğüm an aklıma o yazı geldi. ” Yuh dedim; şu anda mı beni buldun lanet şey!” Söz uçardı giderdi uzak diyarlara beni unuturdu belki. Ama adi yazı uçmadı; bırakmadı peşimi, kaldı.


Yağmurlu bir akşam Taksim’den dolmuşa binmiş eve Bostancı’ya dönüyordum. 45 dakika olmuştu ve tabii ki her yağmurlu günde olduğu gibi, dolmuş halen Barbaros’u tırmanamamıştı. Yine doldum şuan olduğu gibi. Baktım taşacağım; ” çıkar” dedim “Esra, çıkar kalemi yaz. Yoksa durduramayacaksın kendini”.


Tam kelimeleri doğru olmasa da şöyle yazdım o deftere:


Tamam, sen öyle uygun buldun, gittin. Peki. Aslında peki değil ama, peki. Sen istedin, sen uyguladın. Kafana eseni yaptın gittin. Buna da alışırım. Hep böyle düğüm düğüm olmayacağım. Bir gün gelecek güleceğim bile. Tabii ya, mutlu bile olacağım. Hatta o kadar olacağım ki, güldüğümde aklıma sen geldiğinde hemen susmayacağım. Ama benim bundan sonra hiç “en mutlu günüm” olmayacak. Çünkü o günde sen varolmayacaksın. Senin içinde olmadığın dünya eskisi kadar güzel hiç olmayacak.


Ama iki günde canım çok yanacak. Birinci gün düğünüm olacak. Kocam annesiyle dans ederken, ben ne yapacağım baba? Beni evden çıkarken öpmeyecek misin? Gözlerin dolmayacak mı? Ben senin olmadığın düğün günüm için “hayatımın en mutlu günü” diyemeyeceğim.


İkinci gün çocuğumun doğduğu gün olacak. Çok mutlu olup çok üzüleceğim. Ağlayacağım; herkes mutluluktan sanacak. Ama ben ‘lanet olsun ya! Sen dede olmalıydın’ diyeceğim. Çünkü sen dede olmalıydın. Sen süper dede olurdun. Dinçsin sen; gençsin. 1 gr. yağ yok, çakı gibisin baba. Öyle nefes nefese bitik dede olmazdın ki sen. Torununla koşardın oynardın, onu omzuna alıp gezerdin. Ben biliyorum ama çocuğum bilemeyecek. Senin mükemmel bir dede olduğunu bilemeyecek. Sen onun için bir fotoğraf, bir toprak, tatil günü gitmek istemeyeceği kabristan ziyareti olacaksın. Ve ben bu fikre dayanamıyorum, baba. Sen torununun aşık olacağı adamdın, tanımayacağı adam olacaksın.


Murat seni tanıyacak baba, söz. “Ayhançoma öpücükler” diyecek kabristanda benimleyken, “wherever you might be




Paylaşmak isteyen buraya!

5 comments

  1. Esra okurken yaşadım sanki… Keşke bu kadar iyi ifade edemeseydin diyicem nerdeyse nasıl hıçkırıklarla ağlıyorum şuan… Canım benim babanın mekanı cennet olsun. Biliyorum, hissediyorum ve inanıyorum onlar bizi görüyorlar. Az da olsa teselli olsun, için rahat olsun.

    • Ah güzel anne ! Ağlama sen:) Selim Bey’imizin sütü etkilenmesin 🙂 Bütün kaybettiklerimizin bizlerle beraber olduklarını hissetmekle kalmayıp inanıyorum da. Babama kabrinde değil kalbimde yakın hissediyorum Vildan 🙂

  2. Öykü AKÇA says:

    Dedeleri yaşatacak olan bizleriz… Rüknettin babam öldüğünde nişanlıydık bizde… Hep torun sahibi olmak istediğinden ama göremeyeceğinden korkardı…. Öyle de oldu… Benim kendi babam değildi belki ama bana onun kadar yakındı… “Kızım” derdi… Öykü değil… Kuzey doğduğunda eve geldiğimizde hemen onun fotoğrafının önüne geçtim odada.”bak bir deden daha var ve dedeni baban anlatacak sana”…. O yaşatacak sana dedeni… Bunları Kuzey doğduğunda ben hissettim… Ne yaşadım ki ben onunla… Birkaç ay birkaç sohbet Paylaşım… Ya sen? Ya Onur?? Sizin babalarınız onlar… Belki onları fiziksel olarak tanımayacaklar ama emin ol siz her zaman onlara yaşatacaksınız dedelerini….

    • Aynen öyle Öykü. İnsanı sınayan düşüncelerden biri bu da. Ama tanıyacaklar tabii. Biz elimizden geleni yapacağız. He zaten başka çare de yok. İsyan etsen kime edeceksin 🙂 elimizdeki malzeme bu, bunula yaşayacağız, daha kötüsü olmasın diyeceğiz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *