Yemişim Organiğini Kabak !

Yaklaşık 10 gün evvel Göksel’in annesiyle babası gelirken bize yine elleri boş gelmediler sağolsunlar. Hamileliğin sonlarından beri sürekli bizim eve İstanbul’un ve Türkiye’nin değişik yörelerinden “köy” gıdaları gelmeye başladı. Efendim “köy peyniri, bir şey olmaz“, “köy yumurtası bu, bol bol yiyin”, ya da “köyden geldi bu barbunyalar, bir çuval ayıkladık, bittikçe gelin alın buzluktan”. Herşeyin iyisine ve güzeline layıktı tabii Murat. Daha kendi barbunya kadar değildi ama barbunyanın kralını yiyordu. 


Ama bu sefer onlar da kendilerini aştı ve nasıl denk geldilerse bir şekilde bir üretici çiftçiden kocaman bir bal kabağı alıp getirdiler! Bayağı bildiğiniz bal kabağı. Kocaman. Geceyarısı saat 12 de vuran bir duvar saatimiz olsa arabaya dönüşesi gelebilir;  o kadar dev bir bal kabağı. 10 kiloya yakın bir dev.


Çok severiz tabii karı koca. Çok makbule geçti. Ama sorun şu: Biz bu dev şeyi nasıl yenebilir hale getireceğiz? Yani nasıl doğrayacağız? 

Satır gibi ağır kesici bir aletimiz olmadığını farkettik. “Şöyle keselim, yok önce buraya götürüp manav amcadan rica edelim, evde yere atsak acaba bölünebilir parçalara ayrılır mı” gibi zihni sihir fikirlerle yaklaşık 1 hafta geçti ve Göksel evdeki en kesici seramik bıçakla kesebileceğine inandı. Bu inançla fiilen kesme olayına kadar da bir 4-5 gün daha geçti.

 Çünkü zamanlamayı da düşünmek lazım. Ne zaman girişmeli? Sabah girişemez işe yetişemez. Akşam eve geldiğinde girişmesi lazım; ama o da mümkün olmuyor çünkü zaten Murat’ı günde toplam 3-4 saat görebiliyor ve bu saatleri mutfakta bir canavarla hesaplaşarak geçirmek istemiyor haklı olarak. Bunun gibi lojistik ayarlamalarla da vakit kaybetsek de sonunda Göksel’le hellalleştim  ve mutfağ gönderdim. 

Arkamdan kapıyı kapat ve içeri ne duyarsan duy gelme” dedi, “Buradan sadece 1’imiz çıkacak; ya bu turuncu canavar ya ben“. 

Sonra başladı sesler. Dann! dunn! kemik sesleri resmen! Göksel’in söylenmeleri bir taraftan 🙂 İçerde aşağı yukarı 1 saat kaldı. O kadar yoruldu ki o gün spora gidemedi. O günlük sporunu yaptı saydık ev kurulu olarak. Sonrasında salona geldi, “Esra, karpuz dilimlerine ayırdım ama sen bunları nasıl soyacaksın ki kabuklarından? Ben 1 dilim yaptım çok zor oldu; gel bir bak” dedi. Yıkıldım. Ya “1 saattir içerdesin pat küt yıktın mutfağı, daha ancak dilimlere mi ayırdın efendi!” diyesim geldi, yuttum.

Biliyorum da meretin kabukları çok zor soyuluyor. İlk evlendiğimiz sene Göksel’in canı çekmişti. Ben de taze evliyim ya heves ettim pazara gitim kabak alacağım.” kilo kabak verir misin amca?”.  “Tabii” dedi, doldurdu karpuz dilimi kesilmiş kabakları kabuklarıyla, ben de aldım saf saf döndüm evime. Soymaya girişeyim dedim, tam 2 saat,4 morarmış parmak ve 2 bilek ağrısına mal oldu. Tövbe ettim bir daha kabak almaya. Sonradan öğrendim ki amca beni tokatlamış. Hem zamanımdan hem cebimden çalmış. 2 kilo kabak diye kabuklusunu bana satmış; evde doğrayınca kalmış 1 kilo bir şey (e ilk defa soyuyorum, insaf, biraz fazla derinden kesmiş olabilirim kabukları). O günden sonra her kabak alışımda pazardaki amcalara soyulmuşlardan vermelerini rica ettim. 

Bu yaşanmışlığın verdiği terörize olmuş gözlerle mutfağa doğru gittim ki ne göreyim! Hepsi bitmiş 🙂 

Bütün dilimler temizlenmiş tepeleme böyle tencereye dizilmiş 🙂 Heralde mutluluğumu anlatmaya çalışsam beceremem. O kadar ki geride bıraktığı vahşetin izleri bile canımı sıkmadı. Mutfağın her tarafına yapışmış kabak parçalarını çıkartmaya çalışırken bile mutluydum.

Sonra bu kadar kabağı ne yapacağımızın telaşı sardı. Repertuar dar. Çorbasını bilirim tatlısını bir de muhallebili tatlısını bilirim o kadar. Hemen parçalara ayırıp buzluğa attık; bugün için biR parti bıraktık tatlı yapalım diye ( Akdeniz mutfağıysa Akdeniz mutfağı. Peki bu Akdenizliler tatlı da mı yemiyor yahu? 🙂 )

Girdim araştırdım, pancake’inden smoothie’sine kadar türlü türlü alengirli kullanım biçimleri buldum. Bakalım, ziyan etmeden deneyeceğiz bir şeyler. Kalan kabukları ve çekirdekleri nasıl değerlendirsem diye araştırırken, kabukları kavurma yöntemini okudum. Lakin yapış yapış kabağın bütün çekirdeklerden tek tek temizlenmesi gerektiğini okuduğumuzda, bu işin bize göre olmadığını anladık ve üzülerek de olsa kabağın büyük bir kısmıyla vedalaştık.

 Bugün ilk sıradaki yemeği yaptık: muhallebili kabak tatlısı. Hafif (!) ve sütlü bir tatlı diye vicdanlarımızı kafaladıktan sonra her şey çok kolay ve hızlı gelişti:)

Resimin dahi çekemedim; bir anda kenarından koca bir parça eksilmişti bile:)

Paylaşmak isteyen buraya!

5 comments

  1. sansyorumu says:

    Bütün dilimler temizlenmiş tepeleme böyle tencereye dizilmiş 🙂 Heralde mutluluğumu anlatmaya çalışsam beceremem. Annelik duygusunu bir erkek olarak hiç bilmesem de, bir hayvan sever olarak sokak kedilerine mama hazırlarken yukarıdaki duygunun aynını yaşıyorum:) Blogda harika paylaşımlar var en önemlisi kopyala yapıştır olmaması. Yüreğinize sağlık. Allah Kolaylık versin.

  2. Daha bugün balkabağından konuştuk arkadaşlarla. Yazınıza ne güldüm yaa:) Benim babaannem de balkabağını dilimlere ayırır karpuz gibi. Ancak daha sınrasında alt kısımlarını almaz kaşıkla yiyin derdi. Şİmdi anlıyorum kadının gücü yetmiyormuş devamına ondan öyle yapıyormuş. Canım ya

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *