Annesin Sen Anne Kal!

Ben daha 30 yaşında bir insanım. Kız kardeşim, evladım, eşim, anneyim, arkadaşım.. vs.

E bu kadar mı? Bunlar benim dışımdaki insanlarla olan ilişkilerimin tanımladığı etiketler.

Ben bunlardan ibaret değilim tabii ki. Ya da ben öyle olduğumu düşünmek istemem.

Mesela başlangıç seviyesinde gitar çalarım. Hamile kalmadan evvel ders alıyordum; dün çıkarttım bir oktav notalara bastım çok hoşuma gitti. Murat’ın da gitti tabi:)

Ondan sonra sıkı bir dizi film izleyicisiy(d)im. Göksel isyanlarda. Artık hiç film izleyemiyoruz benim yüzümden diye. O kadar uzun boş vakit bulup da bir oturuşta film izleyemiyoruz ki canım! Bölük pörçük de sevmiyorum.

Aradan 3 saat geçiyor bir açıyoruz;
 “Bu kimdi şimdi? Kocası mıydı, sevgilisi mi? Ay bunlar şimdi ne CIA mi ben anlamadım? Biz bu filmi mi izliyorduk ya ben bu kadını hiç hatırlamıyorum (çünkü ilk sahnesi!)” gibi anlar yaşıyorum. Haliyle Göksel’e de gına geliyor. Açıyoruz sonra 2. sınıf aksiyon diziler. Yarabbi hayatımda bu kadar kötü diziler izlememiştim. İsim koyduk onlara. İzlerken dedim “OOooo! this is some quality TV” (Çok kaliteli bir şov) , oradan kaldı “quality TV”. Göksel artık sorarken normal film mi açayım yoksa quality TV mi? diye soruyor. O dizilerin de faydası çok ama; günahlarını almayayım. Böyle boş boş ekrana bakıp gözler açık uyku modunda vakit geçirmek isterseniz işte aradığınız bunlar! Şimdi isim vermek istemiyorum ( zaten hatırlamıyorum) ama illa soran olursa yorumlara yazarım bakıp isimlerine.

Kendi çapında rüzgar sörfü yapmaya çalışan birisiyim. Her yaz gideriz, 3-5 gün debelene debelene vakit geçiririz board üstünde. Tatillerimiz nedense böyle kas ağrısıyla, çürükle, yarayla, bereyle geçiyor hep bizim. Yazın sörften, kışın kayaktan dönünce 3 hafta da kendimize gelebiliyoruz. Evet çok dingin geçiyor adı üstünde “tatil”lerimiz. Artık Murat’la aynı performansı gösterebilecek miyiz yoksa 10 numara 5 yıldız her şey dahil tatil köyüne gidip “Canım ben şöyle bir 5 gün uyuyacağım, beni Pazar günü uyandırırsınız” deyip havuz başında şezlongda uyuya kalan tiplerden mi olacağız? merak ediyorum.

Şimdi bir şey daha yazacağım ama gülmeyin. Müzik. Ben müzik dinlemekten zevk alan, bakkala bile kulağında kulaklıkla giden, metroda dinlediği şarkıyı mırıldana mırıldana gittiği için yanındaki teyzelerden dirsek yiyen birisiydim. “He şimdi bu da özellik mi kız? Herkes müzik dinler! Sen de! Hıh! Gülünç olma” diyebilirsiniz. Demeyin. O müzikleri dinleyemiyorsunuz canım bazen. Bazen müzik açılacağı zaman baby joy gibi radyo bebek gibi uygulamalar açılıyor ve sabahtan akşama kadar zibidi çocukların ya da kadife(!) sesli sanatçıların mırıııl mırrııııl söylediği bebek şarkıları dinleniyor sadece. İyi, hoş, güzel, iyi ki var bunlar da, bazen insanın içi şişiyor. Ruhunu hep böyle bebek maması kıvamında müzikle beslersen bir noktada ruh yok isyan ediyor “Nerede benim rock’ım? Nerede benim jazz’ım blues’um? diye tepiniyor derinin içinde. Arabada dinleyebiliyorum ancak kendi istediklerimi. İlkin sevinmiştik Göksel’le. “Vay anasını! Tam anasının babasının oğlu! Adam Faith No More’la, Iron Maiden’la, Beastie Boys’la uykuya daldı. Helal!” deyip göğsümüzü kabartmıştık; OYS’de derece yapmış oğlumuz için televizyona röportaj veriri gibi. Kısa zaman geçtiğinde anladık ki Murat o kadar da seçici değil. Arabada hemen hemen ne çıksa uyuyor. Bir anda kaydırma yaparak şansa derece yapmış bir öğrenci oluverdi adam Rihanna’yla uyuyunca. Biz de baştan esir olmayalım arabada da bebek müziklerine alışsın kerata bizim kanallara dedik ve o yolda devam ediyoruz. Umarım diğer her büyük konuşmamızda yaptığımız gibi bunda da tükürdüğümüzü yalamayız 🙂

İyi kötü okur-yazarlığım vardır. Geçmiş zamanda bırakmadığım, sıkı sıkı tutunup Murat’la şimdime taşıdığım yegane bileziğim herhalde. Halen (çoooooook yavaşlasam da) okurum ve bu blog sayesinde de yazarım.

Adında anne var diye bloğun, annelik üzerine yazıların da olması, ileride de sadece annelik üzerine yazacağım anlamına gelmesin yalnız okuyucum. Her şeye bulaşma hakkım saklı tutarım; zira günü gelir dolarım taşarım kusarım buralara;  bu da nereden çıktı demeyin bana.

Zaten yine bir kaşıntı tuttu beni; bir değişiklik şart gibi gibi. Saçlara dokunamıyorum malum, boyatmıyorum bile. E kıyafet desen alamıyorum bu halde; kabinler bana dar geliyor (baya dar, ben kocamanın onlar dar), demek ki burayla oynayacağım 🙂  Birkaç adım attım; hadi bakalım hayırlısı kısa zamanda görürsünüz sizler de zaten. Ya burada ya facebookta ya twitterda.

Neyse, Yine sarmaşık gibi dolandım durdum sayfada da gelemedim kıssadan hisseme. Dünya emekçi kadınlar gününü de geçirdiğimiz haftada beni alan düşüncelerdi bunlar halbuki, geç kaldım yazmaya.

Diyeceğim şudur ki; Anne olmak kutsal, ulvi, abidik gubidik, büyülü, flu böyle şok şukela bir şey değil. Anne olmak isteyen her kadın anne olur (lütfen doğurmakla anne olmayı karıştırmayın), istemeyen olmaz. Anne olmak yutan eleman değildir; anne olunca bütün sıfatlar sıfırlanmaz. Kadın başka şeyler oldukça daha iyi anne olur, iyi eş olur, iyi insan olur. O yüzden anneysen anne kalma sayın okuyucu; başka bir şeyler daha ol. Arkadaş ol, eş ol, gezenti ol, ne istersen ol. Son tahlilde, bir şeyler daha olmayı iste sevgili anne ki, arada anneliği askıya as ki, özle onu; koşa koşa git al askıdan geçir üzerine zamanı geldiğinde kokla yakasını “hımmm… ohh.. mis gibi. Çok özlemişim” diyebilesin.

Paylaşmak isteyen buraya!

6 comments

  1. Gerçekten çok güzel bir konuya değinmişsiniz anne olanlar için farkındalık kazandıracak bir yazı.Anne olmak evet fedakarlık ister ama hayatı sadece çocuğuna adamak bir süre sonra insanın tüm enerjisini tüketiceğini düşünüyorum.

  2. En Bebek says:

    Katılıyorum Esra da ne ara yapacağız bunları? Ben de çok aktif bir kadındım. Kayağı, yüzmeyi, dalmayı çok severim. Geçici olarak sıfırladım kendimi. Kreş zamanı gelene kadar sabredeceğiz galiba! Sevgiler 🙂

    • Yaparız yine. Ben inanıyorum ( aahahah gülmeden edemedim 🙂 ). Ya tabi bebekle aktif olmak çok zormuş. O sebeple eskisi gibi aktiviteler olmasa da daha ufak kalibre işlerle başlanabilir belki. Ne biliyim evde mandala çizmek gibi mesela!:)

  3. Elif Sakar says:

    Kaydırarak şansa derece yapan öğrenci cümlesine bayıldım:) sen kelimeleri seviyorsun,onlar da seni. Yine bir emzirme sonrasında büyük keyifle okudum sayın anne -yazarım,her konuda yazılarını severek beklerim. Küçük adama kocaman sevgiler…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *