Murat’ın BLW Günlüğü – 01

bib with sleeves

Murat 6. ayını 14 Nisan’da doldurdu. Doktorumuzun da onayı ile artık ek gıdaya başlama kararı aldık. Henüz Murat doğmadan ek gıdaya geçiş ve bebeğin yemek yemeyi öğrenmesi konusunda araştırmalara, karıştırmalara başlamıştım. Klasik anlamda bütün sebzeleri blenderdan geçirip püre halinde hazırlanan çorbalarla Murat’ı sebzelerle tanıştırmak plan dahilinde değildi. Çocukluğum annemin elinde kaşık küçük kardeşimin peşinden koşturması ile ya da bir masada oturtup tuhaf görünen tuhaf kokan ama çok besleyici (!) bulamaçları ona yedirmeye çalışması ve bu çabasında ne kadar yorulduğunu  izlemekle geçti.

Hadi Nida ile ilgili beslenme anılarını geçtim; benim yemek yemekle çocukluktan kalma ilişkim bile Murat’la yeni bir şeyler denemem için yeterli. Yemekten nefret eden, inat için sofrada uyuyakalsa da o tabağı bitirmeyen, sebze sevmeyen ( Şok edici! 🙂 ) bir çocuktum. Üstüne bir de eski nesillerin “Ayh bu çocuk doydu mu? Aç bu aç?! Kızııııım gel accık daha iç çorbandan. Yavrum ama olduğu gibi duruyor bu! Soğutmuşsun!” seslenişlerini anımsayınca “Ben bu olmayacağım” demiştim hamileyken.

Sonra BLW yöntemi ile tanıştım. Açılımı Baby-Led-Weaning (BLW). Yani bebeğin kendi beslenmesinde aktif rol oynaması olarak çevirebiliriz. İşin felsefesinden çok kısaca bahsedecek olursak; bebeklerin kendi beslenmelerinde söz sahibi olmalarını, kendi besinlerini kendilerinin kavrayarak elleri ile yemelerini, çiğnemeyi ve yutmayı öğrenmelerini sağlayan bir beslenme yöntemi. Ebeveynlerin ellerinde kaşık karşılarına bebeklerini oturtup onları beslemesi yerine, bebeklerine sebze ve meyveleri buharda ya da suda haşlayarak hafif yumuşak şekilde sunmalarını öngören bir yöntem. Şimdiden sizleri duyar gibiyim.

“Ay boğazına kaçar! Ya koparsa kocaman parça! Ay Allah korusun! Olmaz öyle şey kızım, sen yine ez de çatalla öyle ver bari”…

Yok teyzecim, yok canım, kaçmaz. Kaçarsa bile bebeklerin çok kuvvetli öğürme refleksleri olduğunu hatırlarsak ve gözümüzün önünden ayırmayacağımızı da düşünürsek, aslında tehlikeli bir yöntem olmadığını söyleyebilirim. Benim burada bahsetmediğim daha bir çok artısı olan bu yöntem hakkında piyasada yazılmış en kapsamlı kitap ( bence halen tek kitap) Gill Rapley ve Tracy Murkett’in Baby-led Weaning: Helping Your Baby To Love Good Food kitabı. Türkçe’ye de O Tabak Bitecek! Mi adı altında çevrildi ve Gün Yayıncılık tarafından yayınlandı. İsteyen ilgi duyan anneler ve anne adayları mutlaka alıp karıştırsınlar. Sonrada İnstagramda blw hashtag i ile paylaşılan videolara bir baksınlar.. Neler var neler.. Kendinizi kaybedersiniz! UYARI! Aşırı dozda şirinliğe maruz kalacağınız için, gülmekten bayılabilirsiniz 🙂

Neyse dönelim bizim hikayeye. Murat doğduğu günden beri emzik/biberon almadı. Kendi sütümü bile veremedim biberonla ( hain evlat Ökkeş! ). Bugüne kadar da ağzından başka bir besin girmedi, giremedi; tatmadı bile. BLW için lojistik ve altyapı çalışmalarımı çoktan hazırlamıştım.

Mama sandalyesi – hazır ( Göksel’in ykushies bibeğeninden 🙂 )

Önlük – hazır ( Kushies’in önlük gömleklerinden.

IKEA’da da var bu tip önlüklerden. İlgilenen olursa oradan da alabilir)

Yere serilecek muşamba – hazır (pazardan naylon masa örtülerinden aldım)

Buharda pişirme tenceresi – hazır ( hiç kullanılmayan makarna tenceresi)

Tek eksik Murat’ın sebzelerle tanışma arzusu idi 🙂 Zira adam tiksinerek bakıyordu oldu olası yiyeceklere.

İlk olarak mevsim geçiş mevsimi olduğundan ve turfansa sebze kullanmak pek de arzu etmediğimden klasiklerle başlayalım dedim. Her sebzeyi 3 gün deneme kuralına göre tanıtarak başlıyoruz. 3gün boyunca aynı sebzeni ilmesinin nedeni, eğer var ise alerjisinin teşhis edilebilmesi. Ben de kabak ile başladım. İlk gün kabakları parmak kadar doğrayp 10 dakika buharda haşlayıp önüne koydum. Ama tecrübesizlik bendeki. Mutfakta oturttum çocuğu önüme, koydum kabakları, “Hadi evladım, ye!” dedim.

O da “Oldu Valideciğim. Ben biraz yanına yoğurt ve dereotu da rica edeceğim” dedi!… Yüzüne bile bakmadı tabii. Şuan diş çıkartma sürecinde olmasına ve deli gibi diş etleri kaşındığı için eline her geçirdiğini, bazen de sadece elini kemirmesine rağmen, vıcık vıcık kabağı eline aldığı gibi sanki karşısına geçip şapur şupur limon yemişim gibi suratını buruşturarak kabaklardan ellerini çekti, ve derhal! onu o sandalyeden almamı talep etti benden.

Üzüldüm ama ilk günün günahı olmaz dedim. Konuştuğum bütün tecrübeli anne arkadaşlarım da bu sürecin 2 haftayı bulabileceğini, moralimi bozmamamı ve Murat’a sebzeleri sunmaya devam etmemi tavsiye ettiler. Ben de bugün yine haşladım kabakları ve attım çantaya. Murat’ı da kaptığım gibi bir arkadaşım ve 1 yaşındaki oğlu ile bir sahilde güneşlenmece, çimlerde yayılmaca günü yapmaya gittim. Çok çakal olduğumdan dolayı, Murat’a açık havada etrafta bir sürü uyaran varken kabakları teklif edip, yemesini sağlama planları yaptım. HAH! Ay dur hala gülüyorum….. HAH HAH!

Eve döndüğümde bu sefer Göksel’le akşam yemeğimize Murat’ı da dahil etmeye karar verdik. Adamı adam yerine koymazsak, o da bizi ciddiye almazdı tabii. Ben 3’ümüzün de yemeğini hazırladım. Hep beraber akşam yemeği sofrasına oturduk. Onun önüne kabakları koydum. Önce tabağı tepsisine boşaltıp tabağı kemirmeye karar verdi. Klasik diş eti kaşıma seansı bittiğinde (bu seanslar genellikle diş kaşımak için kullandığı şeyin yere hiçbirimizin ulaşamayacağı bir yerlere düşmesi/yuvarlanması ile sonlanıyor 🙂 ) tepsideki kabaklara ilgisi yöneldi. Onlara bakarken surat yine limona verilen tepki gibi ekşidi 🙂 Sonra ben önündeki kabak dilimlerinden bir tanesini alıp yemeye başladım. Daha ikinci ya da üçüncü ısırığımda Murat da eline bir kabak dilimi aldı ve merakına yenik düşerek ağzına götürdü. Yaşasınn!!!!

Ama ne götürme… Hem çok merak ediyor, hem bir tuhaf geliyor eline verdiği hissiyat. O el ağıza yaklaşıp yaklaşıp uzaklaştı, gitti geldi kaç defa. Ama bana baktıkça meraktan ağzı ile mesafe daha da kısaldı. Sonunda da ağzına götürdü. Baktı ki korktuğu gibi değil, “a ah hem de hiç değil, ay bunun tadı fena değil galiba” dedi ve hemen hart diye köşesinden bir parça koparıverdi (3 tane dişi var şimdi adamın, kopartıyor:)). Kopardığı gibi de öğürse de yuttu o köşeyi:) Öğürmesi aslında boğulmamak için doğasının bir nevi koruma mekanizması diyebiliriz (Bugün Nazlı anlattı neyse ki. Yoksa aklım giderdi akşam boğazına kaçtı diye 🙂 ) Hayatında ilk defa katı bir şey yedi, ilk defa benden hariç beslendi. Benden uzağa, bireyselliğe ilk adımını attı Murat. Kendi kendine hayatta kalmayı öğrenmeye başladı Murat 🙂

Bu ilk deneme tabii. Şimdi 3 gün boyunca Murat’a kabak sunacağım ve her hangi bir alerjik tepki verip vermeyeceğini kontrol edeceğim. Eğer bir sıkıntı olmazsa ikinci adım olarak havucu keşfe çıkacağız.

Bu yazı dizisini takip edin benden söylemesi:)

 

 

Paylaşmak isteyen buraya!

4 comments

  1. Vildan Özdursun says:

    Ne güzel anlattın öyle, yeşillikte blw çakallığına çok güldüm 🙂 Benden uzağa bireyselliğe ilk adımını attı dedin ya gözlerim doldu. Büyüyorlar hızla… Yazının devamını takip edicem elbette 😉

    • caylakanne says:

      Yeşillikteki blw çakallığı sökmedi tabii ki adama:) Oturdum evde ben yedim buz gibi kabakları.
      Evet Vildan, özellikle dişleri çıktıktan sonra bir nostalji sardı beni; dişsiz Murat’ı bir daha göremeyeceğim diye:)

    • caylakanne says:

      Ben çok iştahsız bir çocukken çok iştahlı bir ergene dönüşüvermiştim mesela. Çok normal. Umuyorum ki Murat yedi , yemedi diye dert etmeden yaşayabilirim.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *