Tanımadığım Canlarım

Hamile kalınca önceden yapmayacağım işlere giriştim. İnsanın kafası bir değişik çalışıyor. “Vücutta dolaşan kan miktarı kat kat artıyor ya, herhâlde, ondandır” dedim.

En yapmayacağım iş ise  bir foruma üye olmak oldu. Daha önce her hangi bir konuyla alakalı bir foruma üye olmadım; sorular sormadım. Ben araştırıp kim ne yazmış etmiş okumayı tercih edenlerdendim. Bu sefer olmaz dedim. Hop yerli yabancı ne kadar anne/hamile/bebek sağlığı forumu sitesi varsa Kızılay dağıtırmış gibi saldırdım üyeliklerine:)

Zamanla hepsine yetişemediğim için takip ettiklerimin sayısı azaldı. Tabii en büyük sebep de bir çoğuna hamileliği ilerlemesiyle de azalan boş vakitlerdi.

Murat doğduğunda babycenter.co.uk deki birth club (doğum kulübü) ve kadınlar kulübü forum sitesinde tanıştığımız küçük bir grup Eylül & Ekim 2015 annesi ile ilişkimi devam ettiriyordum. Babycenter’daki arkadaşlarımla ilişkim hep taze geliyor bana çünkü İngiltere odaklı bir grup olduğu için her şeyin bazen ne kadar aynı / ne kadar farklı olması şaşırtıyor beni.

Gelelim esas meseleye. Gelelim sosyal medya arkadaşlıklarına. Gelelim  Türk forumundaki annelerle Facebook ve what’s up üzerinden devam ettirdiğimiz sohbetlerin nasıl yavaş yavaş benim hayatımın çevresinden merkezine akışına.

İnanılır gibi değil. Hamile kalınca önceden yapmayacağım işlere giriştim. Gittim sosyal medyadan arkadaş edindim.

Önceler Göksel inanmadı, ciddiye almadı, kızdı ne bu kadar “tanımadığım” insanlara vakit ayırıyorum diye. E haklı şimdi, tanımıyorum ki. İsimlerini, işlerini güçlerini; ailelerini, evliliklerini, korkularını, sevinçlerini, endişelerini, rüyalarını, kabuslarını, sırlarını, hayallerini, fantezilerini, günlük yaşantılarını, ne yemeği sevip neye alerjilerinin olduğunu, hobilerinin ne olduğunu ya da anne olduktan sonra neleri özlediklerini/özlemediklerini biliyorum sadece onların. Buna tanımak denmez ki ? mi ?

Denmez mi yahu Göksel?

Denir. Ben onları tanıyorum. O kadar tanıyorum ki, ilk sohbete başladığımda içimi gıcıklayan bazı kadınların yavaş yavaş elekte tutunamayıp kayıp gideceğini baştan biliyordum. Ait olması zor bir topluluk bizimkisi. İsterleri çok fazla ve maalesef her insanın sahip olabileceği kriterler değil bunlar.

Öncelikle vicdan aranıyor her annede. Karşısındaki diğer annelerin yaşadıklarına, hissettiklerine hayatlarına, düşüncelerine ve inançlarına merhametle yaklaşıyoruz biz.

Sonra metanet aranıyor. Bazen aramızdan biri uykusuzluktan, açlıktan şuuru kaybetmeye yaklaştığında ona “Dur kadın! Dur şimdi bir derin nefes al ağızdan. Sonra sesli ver yavaş yavaş. Şimdi bir daha al… Ver… Evet şimdi tekrar konuşalım. Ne yapsak?

Mizah duygusu olmazsa olmaz. Zaten dertler derya; e gülmek lazım!

Mizah varsa kendine güven de olacak ki, insan kendiyle de dalga geçebilsin. Kendiyle dalga geçildiğinde de gülebilsin. Zira bir kişi dışında ilk anneliğini yaşayan onca kadının ustalıkla yenidoğan bebekleriyle başa çıkışını beklemek abesle iştigal eder.

Son olarak da çok ama çooook geniş bir yürek lazım. Tam 13 bebeğin, annenin sevgisini başka türlü sığdıramıyor insan bir yerine. Deneyen oldu; olmadı değil. Sevemedi; az sevdi, severmiş gibi yaptı, tutmadı tabi dikişler. Patır patır attı çözüldüler gittiler.

Hamile kalınca önceden yapmayacağım işlere giriştim ben. Murat doğunca sevgisinden boğulacağım sandım; tuttum başka bebeklere de aşkla bağlandım.

“Tanımadığım” dostlarımla tanışma zamanımız gelmişti çoktan. Dayanamadık biz de. Karga tulumba apar topar İstanbul’da kim varsa onlardan gelebilenlerle güzel bir Nisan Pazar sabahında Moda’da buluştuk. Düşündüğümden de tuhaf geçti. Bir kere Zeynep’i evinden almaya gittiğimde kapıda görünce sıkı sıkı sarıldım! A ah! Yaban Esra, “tanımadığına” sarılıyor! Hadi onu bırak; Zeynep’in boncuk kızı Elif’i hoop diye aldım kucağıma, hiç oralı olmadı. Kız her zamanki bal tavrıyla, boncuk gözleriyle gülücük attı.

Moda’da bizi karşılayan Vildan’ı gülüşünden ve 32 dişinden tanıdık uzaktan. Kadın güleç, yapacak bir şey yok! Oğlu da aynı annesi gibi anime karakteri gibi; sürekli gülen ışıl ışıl gözler ve kahkaha atan bir ağız:)

Sonra bin bir badireler atlatıp karşıdan gelen canlar Kevser, Aslıhan ve bal kızları Defne ve Hüma… İsim isim yazıyorum ki, ilerde başka yazılarda ben bu isimlerden bahsedersem “Hop bu kimdi?” demeyin. Bilin ki “haaa Esra’nın tanımadığı canlarından biri bu” 🙂

Bambaşka insanlarız, bambaşka hayatları olan. Ama bazen kocalarımıza söylemediğimiz birbirimize söyledik; kocamızdan gelmeyecek cevabın birbirimizden geleceğini bildiğimiz için. En azından bir cevap geleceği için. Çünkü o cevap bazen tek ihtiyacımız olandı. Uyumayan bebeğimi uyutacak gizli Harvey Karplar yok belki aramızda 🙂 Ama en ihtiyacım olduğu anda ses veren birileri oldu gece gece Göksel uyurken ve ben Murat’ı uyutmaya çalışırken:)

Hamile kalınca önceden yapmayacağım işlere giriştim;  “bu yaşımdan sonra bana dost lazım değil; bendekiler yeter de artar” demiştim, lafımı yedim.

Hayat böyle güzel ama. Yaş kaç olursa olsun, lafını yedirecek, kendini utandıracak kadar beklenmedik, kalıcı dost biriktirmeye devam ettikçe çok güzel.

Bir daha hamile kalırsam, önceden yaptığım işlere yine girişeceğim, belki bana bir kez daha bu 13 kadın kadar özel insanlar kazandırır bu zalım sosyal medya. O kadar şanslı olabilir miyim ki acaba?

🙂

 

 

Paylaşmak isteyen buraya!

5 comments

  1. Aynen ben de! 🙂 İnsanın “ortak konular”da konuşacağı yeni insanlarla kendini tazelemesi güzel bence 🙂 İçinden çok azı zamana karşı durabilse ve kalıcı olsa da, yine de güzel..

    • caylakanne says:

      Çok güzel söyledin! Çok azı zamana karşı durabiliyor ama iyi ki birileri bakiye kalıyor:) Her ne kadar anne-öncesi Esra!nın arkadaşlarını hala çok sevsem de insan gerçekten arada çiş kaka sohbeti yapmaktan kendini alamıyor:)

    • caylakanne says:

      Eskiden çok ciddi görünümlü ( = yaban:) ) bir insandım. Üniversite’de bir arkadaşım “Ay sana yanaşmaya korkardık Esra. Çok sinirli duruyorsun uzaktan” demişti. Ama artık senin de gördüğün gibi lakayta yaklaşan bir sululuğum var:)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *