Bir Karakter Özelliği Olarak Lohusalık

Günlük aktivitelerimden biri ağlamak. Ama rahat rahat böyle yemek yer gibi, yürür gibi hatta. Düşünmeden, planlamadan… Öyle dertli gamlı olduğum da yok. Ama günde ortalama 4-5 defa gözlerim doluyor; bunların 1-2 defasında da taşıyorum ağlıyorum:)

Bu birçok insan için normal olabilir. Hatta lohusalar için bir norm olarak alınır; klişedir, sonrasında gülünür “Ayy ne çektim, ne ağladım. Her şeye duygulanırdım” denir. Beni hayatından 5 dakika bile görmüş tanımış olanlar bilir ki, ben çok ağlamam. Ya da ağlamazdım. Ama her şey hamile kalmamla değişti.

Tamam biliyorum; bu işin arkasında hormonlar, değişen vücut, anneliğe emzirmeye hazırlanma var. Peki. Doğurdum sonra. İçimde tam bir kaos. Yer yerinden oynuyor; ben ben değilim. Duygular, sinirler, aşklar birbirine girdi. Peki. Murat oldu 8 aylık.

E peki bu sürekli duygulanma, içlenme de neyin nesi? Ben hobi olarak lohusalığı devam filan ettirmek istemiyorum ki! E ikinci de yolda filan değil. Nedir bu duygu seli?

aglak anne

Film izlerken gözlerim dolar, haberlerde herhangi bir cenaze olsun hemen ağlarım, hele ki ucundan bir yerinden çocuk/bebek ya da bir hayvanın başına gelen bet bir durumdan bahsediliyorsa Göksel hemen atılır kumandaya çevirir kanalı. Çünkü arkasını alamıyorum sonra. Arkadaşım hastaneye gider, hematolojide bir sürü bebek vardı der, benim günümün yarısı, ömrümün bir kısmı orada akar gider.

Neden böyle oldum ben? Neden lohusalığı atamadım üstümden?

İki farklı açıklama olabilir.

Mesela halen emzirdiğim için olabilir. Bilimsel açıklama şu: Vücut emzirirken oksitosin ve prolaktin adlı iki hormon üretir. Prolaktin hormonu ağlamayı kolaylaştıran ve ağlamaya yönlendiren bir hormondur. Amerikan Psikoloji Kurumu’nun tarafından yayınlanan bir makalede erkek ve kadınlar arasındaki ağlama sıklığı farkının olası bir sebebi olarak kadınlarda prolaktin erkeklerde ise testosteron hormonunun fazlalığı gösteriliyor.(“Biologically, there may be a reason women cry more than men: Testosterone may inhibit crying, while the hormone prolactin (seen in higher levels in women) may promote it”).

Evet; Murat hala aktif olarak ek gıdaya yönelmediği için, ben sık emziriyorum.

Ama benim daha mantıklı (!) bir açıklamam olacak. Bence ben yıllarca harcamadığım duygumu gözyaşlarımı şimdi bütün 29 senenin bagajıyla beraber döküyorum. Düşünsenize! Bir insan hayatının ilk 28 senesinde hasbelkader 5 10 defa içlenip gözyaşı döktüyse (ölümler, kayıplar, depremler hariç tabii), yüzlerce binlerce onu yaralayan, inciten, yüreğine dokunan olay dış kabuğundan sekip gittiyse, içeride bakiye kaç litre gözyaşı birikir? 🙂 Bence çok! Ben de yılların gözyaşı var! Sen senelerce bu havuzu 3 musluğu açarak doldur doldur; hiç o dipteki tıpayı açma. Sonra bir gün o tıpa bir aralandığında bu havuzdaki su durur mu? (Burada yazar 90 ların öğrencilerine sesleniyor. Onların havuz problemleri aşinalığını kullanarak hep bir ağızdan Hayır! çektiğinizi duyar gibi oluyor)

Hayır! Durmaz! 847722984 litre/saat hızla o suyu boşaltır 🙂 Fışkıra fışkıra akar. Benim de tıpalar contalardan attı; fışkırarak geziyorum her gün.

Ama çok iyi geliyor bana. Kendimi çok iyi hissediyorum 🙂 Acaba biraz daha sinirli biraz daha agresif biri olmamın sebebi bu muydu diye düşünmeye başladım. Yani kendimi sağlam biri olarak gördüğüm için, ağlamanın “gereği yok” dediğim onca olayda sakince suskunca ve duvar gibi geçirdiğim onca zor zamanımda acaba biraz kendimi rahatlatsaydım daha mı iyiydi?

İç basıncımla dış basıncımı  bu kadar dengesizleştirmeseydim yıllarca daha huzurlu olabilir miydim? Şimdiki huzurum bu içimde biriken gözyaşlarının basıncının biraz olsun hafiflemesiyle mi oldu?

Kafamda deli sorular 🙂

Geçmiş Esra’ya olan oldu; kendini bir şekilde eyledi bugüne geldi.

Şimdi bu karşımda gördüğüm insana kendimi daha yakın hissediyorum; o da ayrı bir postun konusu olsun. Bütün sebep tabii ki kendini daha iyi tanıyan, kendi basıncını daha iyi ayarlayabilen biri olduğumdan mı? Sanmıyorum. Bu hikayedeki kahraman artık ben değilim çünkü; küçük çekik biri var bu başarının arkasında:)

 

 

 

Paylaşmak isteyen buraya!

5 comments

  1. Selen says:

    Merhaba,
    Cok beğendim burayı, yanınıza tasinabilirim:)))
    Lohusalik kafası iki yıl sürüyor. Söyleyeyim şimdiden:) ben de oyle bilimsel veri yok, yaşanmışlik var.
    Bebegin biri biterken yenisi gelince, benim lohusalik hic bitmedi mesela. Since 2012!
    Bu arada ağlamak iyidir, düşünsene bedava terapi;)
    Hadi kolay gelsin.

    • caylakanne says:

      Hoş geldiniz Selen:) Her zaman beklerim.
      Y zaten gitmesin kalsın lohusalık demeye başladım. Yoksa içimde patlayacak onca ıvır zıvır; böyle olunca salıyorum gidiyor.
      Bu iki bebek mevzusu da çok zor yahu. Helal olsun size ve bütün çok çocuklu annelere. Ben eskiden atıp tutuyordum “Ay hemmen yapıvericıım arkasından hemen hemen” diye de , şimdi vaz bile geçmiş gibi duruyoruz:)

  2. deniz says:

    benim kefir yazima biraktiginiz yorumla kesfettim blogunuzu. ne sekermis oyle. tam benim havalar, vallahi mutlu oldum olaya benim gibi bakan birini daha bulunca 🙂
    boyle hep annelik tavsiyeleri vermek yerine anneligin eglenceli, geyik ve komik taraflarini yazanlari cok seviyorum, ben de usenmezsem yazicam 🙂

    • caylakanne says:

      Deniz hoş geldin hep beklerim:))
      Ben de senin kefir postunda çok eğlendim; mutlaka devam yazmaya ya! Çok ihtiyacım var böyle yazılara:)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *