Attachment Parenting – Doğal Ebeveynlik

caylakanne.com

Ben çaylak bir anneyim.

Ne yaptığımı bilmeden, her şeyi ilk defa yaparak hayatıma devam ediyorum. Dün yaptığımı bugün devam ettiremiyorum. Neden mi? Murat da inanılmaz bir süratle büyüyor çünkü. Dünden farklıydı bugün. Yarın da bambaşka olacak.

Dolayısıyla hamileliğimden beri okuduğum ne kadar kitap, makale varsa hepsine sürekli geri dönüp dönüp bakıyorum. Unuttuğum, hatırlamam gereken şeyler var mıydı diye. 6. ay gelişimi ayrı, 9. ay gelişim ayrı ne de olsa.

Her defasında da aynı şeyi yaşıyorum: “E tamam ben zaten bunu böyle yapıyorum; ben de böyle düşünmüştüm zaten” ya da ” Yuh ya! Çok saçma! Olur mu öyle şey? Bu kadın da coşmuş yahu!”

Aletha Solter, Harvey Karp, Kim West, Tracy Hogg, Ferber, Sears… kimi isterseniz var kafamda. Hepsini okudum, anlamaya çalıştım ya da çatıştım kendi içimde. Bu yazarların disiplinlerinin hiçbiri bana kendimi hatırlatmadı. “Tamam ya bu benim” demedim hiçbir kitapta bahsedilen ebeveyn modeli için. Ama bazıları için “Yok ya bu ben değilim” çok rahat dedim. Ör: Ferber metodundaki anne, Hogg’daki anne gibi..

Peki hangi anneyim?

Esra’yım işte:) Acemi, kendi kendine öğrenen bir anneyim.

Tamamen akademik destekli içgüdüsel metodu takip ediyorum:) Dünyayı okusam da son kararı hep içgüdülerim veriyor. Örneğin Murat’ı 1 gece bile ağlatmayı denemedim. Ben yapamam; yapan varsa buyursun yapsın efem. Bize gelmez o model. Ben dayansam 2 dakika Göksel 1. dakikada gider sarılır; sonra da bana kızar “Nasıl ağlatıyorsun çocuğu böyle inanamıyorum” diye:) Hiç kalıbının babası değil benim kocam:) Hemen koyuverir kendini.

Uyku eğitimi vermeyi seçmedik. Bunun ilk sebebi okuduğumuz bütün metodların ya bize uygun değildi ya da Murat’a uygun olmadığını düşündük. İkinci sebebi ise hiç ihtiyacımız olmadı. Murat’ın doğumundan itibaren kendi ritmi vardı. Hep geceyi gündüzü bildi.

Ben şanslı bir anneyim.

Murat’la hayatının yaklaşık olarak ilk iki ayı koyun koyuna yattık. O benim göğsümde uyurdu geceleri. Gündüzlerinin çoğunu ise yine göğsümde geçirdi ( bkz. sling Wrap kullanan anne). Bunlardan sebeptir ki, (bence) Murat be kolik bebek oldu ne de bize kabus gibi bir ilk üç ay yaşattı. Hep Murat’ın yumuşak yaradılışından, sorunsuz geçen hamileliğimden kaynaklandığını düşünürdüm ama son zamanlarda Göksel’le ikimize de prim vermeye başladım. İçgüdülerimizle hareket etmenin bizlere neler kazandırdığını şimdi geri dönüp bir geçmiş muhakemesi yaptığımda daha iyi anlıyorum.

Ben içgüdülerine güvenerek kazanmış bir anneyim.

Uyku eğitimi yerine uyku rutini oluşturmayı seçtik. Onu da Murat kendisi modifiye etti zaten. Banyo süresinin uzatılması gerektiğini, banyo sonrası yağlanma masaj seansından fazla haz etmeyip hemen ninni ve emzirmeye geçmek istediğini ve çok yorucu günlerin ardından normalden daha uzun memede kalıp kafasını boşaltmak istediğini bize aktardı paşam zamanla. Biz de rutinini değiştirdik.

O kitap bu yazar şunun annesi bir şey diyor diye değil; Göksel ve benim içimize sinen yolla devam ettik hep. Aldığımız hiçbir kararı “Eeee biraz ağladı sızladı ama artık olacak o kadar!” olarak anlatmadık birilerine. Ne şanslıyız ki duygularımız ve düşüncelerimiz senkronize işliyordu. Aklı ile gönlü farklı telden çalan biri olsaydı aramızda muhtemelen bu kadar huzurla yazamayacaktım bu yazıyı.

Murat 3-4 aylıkken aldığım onlarca kitaptan okuyamadıklarıma geri dönüş yaptım gündüz uykuları aralarında. Attachment Parenting bunlardan biriydi. Hamileyken 3-5 yazıda denk geldiğim bir ekoldü; ama daha fazlasını öğrenmek istiyordum. Dr. Sears’ın kitabını sipariş vermiştim ve ancak fırsat bulup okumaya başladım. Elime bir kalem almış resmen okuduklarımın yanına tik atmaya başlamışım; Göksel “Hayırdır?” diye böldüğünde farkına vardım.

“E biz doğal ebeveynmişiz zaten hayatım:)” dedim ve güldüm:) “O da ne ola ki?” diyen olursa Göksel gibi en kısa olarak;

Bebek ve ebeveynlerin sağlıklı bağlanması. Hadi bakalım çıkın bakalım işin içinden şimdi. Ne anladınız bundan? 🙂

Merak edip karıştırmak isteyenler attachmentparenting.org ve dogalebeveynlik.com sayfalarını karıştırabilirler.

Murat’la vakit geçirirken en önem verdiğim şey aramızdaki bağ. O yüzdendir ki her zaman gözlerinin içine bakarım ve onun da bana bakmasını beklerim.

Bebeklerin anne babalarına kumpas kuran, kurnaz çakalla olduğuna inanmam. Ağladıkları zaman, mutsuz oldukları zaman haklı gerekçeleri olduğuna inanır; sebebini bulmaya çalışırım.

Kucağıma aldığımda Murat’ın “şımaracağını” düşünmem; ihtiyacı olduğu şefkati, sevgiyi ve güveni ona sağladığımı düşünür mutlu olurum.

Her fırsatta Murat’ı sling e alıp öyle gezerim. Hem dışarda hem evde bana yakın olmasını isterim.

Gece gündüz ne zaman ve nasıl uyumak istiyorsa, ona saygı gösteririm. Göstermesem de bir şey fark etmez; adam asla ve katiyen biz istedik diye uyumadı, uyumaz da:) Ateş olsam cürmün kadar yer yakarım yani ! 🙂

Katıldığım ve katılmadığım yanları olsa da kitap okudukça bana huzur verdi. Demek ki düşündüğüm kadar şuursuz hareket etmiyormuşuz; aslında içgüdülerimiz hiç de fena bir yolda değillermiş.

Tabii bu sadece bizim üçümüzün oluşturduğu ahenk. Başka anne-baba-bebek üçlüleri başka başka harmoniler yakalayabilirler.  Önemli olan  bu 3’lü arasında bağımlı olamadan bağlılık yaratmak ve korumak.

Bizim (şimdilik) bunu becerebildiğimize inanmak bana devam etmem için güç veriyor. Geçmişte attığımız adımların şimdi doğru adımlar olduğunu görmek, bir sonraki adımımızda bacaklarımıza güç veriyor; kan taşıyor kaslarımıza:)

“O bebek orda nefes alııyyuuurr muu?” diyen soran, “Aaaa e bu sizi parmağında oynatır kızım; çözmüş bu sizi!”, “Kucağa alıştırmayın”, ” Her istediğinde cork cork cork verme şu memeyi”, “Artık büyüdü bırak arabasına koy”, “Sokacaksın ağzına o kaşığı, yemiyor da ni dimikk!” diyerek bize aklınca laf çakan tüm tiyzelere inat, biz Murat’ı taşımaya, istediğinde emzirmeye, yemek yemeye zorlamamaya, ağlatmadan uykuya geçmesine izin vermeye devam edeceğiz.

Tüm “TİYYZE”lik yapanlara inat biz ahengimizi bozmadan büyümeye çalışacağız. Hadi bakalım rastgele…

“Bebek giymesini de, kucakta yaşatmasını da, uyutmasını da biz iyi biliriz:)” isimli slideshow gelsin o zaman:)

Paylaşmak isteyen buraya!

4 comments

  1. Gamze Aygünal says:

    Oh be! Esra senin yazın da bana güç verdi. Uyku, yemek ve kucak konularında -kendinden emin- tüm yargılayanlara karşı insan bazen zorlanıyor. Çünkü açıklamaya çabalasam da anlamak çok zor geliyor. Saygı duymak daha da… Oysa ötekileştirmek, yadırgamak hatta yanlış damgasını yapıştırmak çok kolay.
    İçgüdülerimle yaşamaya devam zaten başka türlüsünü yapamıyorum.
    Cümleten rastgele… 🙂

    • caylakanne says:

      Gamze çok mutlu oldum böyle yazınca sen:) Kendinden emin olmasan yandın zaten. Oooo o herkesin söylecek sözü var nasıl olsa. Ben şu kısacık annelik hayatımda 1 şey öğrendiysem o da içgüdülerimin hiçbir zaman beni yanıltmadığı oldu:) ( Nasıl büyük laf ya 9 ay için 🙂 HAH!)
      Hepimize rastgele, içgüdüler duygular bize yol göstersin; önümüzü aydınlatsın:)

  2. Zeynep says:

    Ben de bu yazdıklarında kendimi buldum Çaylak Anne’m.
    Dönüp baktığımda her anımda şimdiki aklım olsa daha rahat olurdum dediğim birçok an olsa da bunca acemiliği rağmen Elifin dünyaya gelisinin ilk aylarini ,ben ilk annelik hezeyanlarimi iyi kotarmisiz beraber ve bunda icgudulerimin payı çok büyük.
    Emzirmeyi hiç bir zaman sadece doyurmak amaçlı görmedim mesela, gaz sancısına da birebir olduğunu fark etmem uzun sürmedi 🙂
    Sonra uyku; bende şanslı annelerdenim. Gece gündüzü karışmadi birbirine ama bir rutini olması gerektiğini öğrendikten sonra altını açıp gündüz kıyafetlerini çıkarıp lastiksiz bir tulum giydirip sessiz bir ortamda emerken rahat uykuya dalacagini düşündüm öyle de oldu.
    Kaybetme korkusuyla 6 ayı bitmeden bir kez bile yanımda yatirmadim ama beşiği burnumun dibinde gözümün önünde oldu hep.
    Banyoda aglayinca şarkılarla rahatlayacagini hissettim, anında sustu ve ben hala çoğu zaman ritimli konuşuyorum 🙂
    Kimseye haksızlık etmemek için sakin fitratli bir bebeğim olduğunu düşünüyorum ama aramızdaki iletişim de beni çok mutlu ediyor, çünkü Elif ağlamayi bilmiyor 🙂

    • caylakanne says:

      Ne kadar doğru yazmışsın Zeynep. Hem şanslı anneyiz hem de onların emeğini ve yönlendirmelerini de göz ardı etmeden onlara da haklarını vermek gerek. Fırsat yakaladıklarında bizi o kadar güzel yönlendiriyorlar ki:) Ama tabii kendimize de ufak da olsa pay biçmek gerek. En azından onlara kendilerini ifade edebilecekleri rahat ve güvenli olanakları yaratabildiğimiz için:)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *