Murat’ın BLW Günlüğü -07 – MUTLU SON:)))

Yedi  yedi vallahi de billahi de yedi! Ağzına götürdü böyle sonra hhüüüppppp yaptı çekti zeytinyağlı taze fasulyeyi! Ay çiğnedi. Sonra baktım ikinciye uzandı. Amman Tanrım! Bir yerlerde Dünya yıkılıyor, okyanuslar filan ortadan ikiye yarılıyor olmalı. Yedi laa vallahi yedi ya…Ayhhh.. yoruldum 🙂

İşte ben böyle bir coşku/şuur kaybı/ağlama seansı içinde aşırı mutluluktan boğulurken Murat yemek yiyordu:)

Özel bir gün değildi, yemekte özel bir şey yoktu. Taze fasulye yaptım; ben de severim nasıl olsa o yemeyince ben yerim demiştim.

Oturduk masaya. Fasulyenin yanında kavun ve yabanmersini de koydum tabağa. Fasulyeleri yere atınca belki biraz kavun kemirir diye.

Sıradan bir gündü. Sıradan bir yemekle masaya oturduk.

Elini attı, ağzına götürdü. HÜÜÜPPP! diye çekti çiğnedi.

A a! Değişik bir yaklaşım. Bu yeni” dedim içimden. Ama ikinci fasulyeye uzanmaz diyorum.

Uzandı.

Hüüüppppp!

Allah Allah… Bunu da yedi. Sevimli sevimli gülüyor çiğnerken.

İMDAT! Ay burdan sonrasını bilmiyorum ki ben. Hiç buraya kadar gelmemiştim.

(Yaş 7-8 filan. Yazlıkta Saga oynuyoruz, Sonic adı. Hiç geçemediğimiz bir yer var. Elif ben Deniz. Aylardır uğraşıyoruz; yok. Sonunda ağır topu çağırdık, kuzen Emir Ağabey geldi. Oturdu baştan başına. Harika gidiyor, totem yaptık tabii. kıpırdamıyoruz, ses çıkmıyor. Hiç can kaybetmeden sonuna doğru gidiyor. Ayyyy bakamayacağız! Koşa koşa çıktık merdivenleri. En üst basamağa saklandık. gözleri kapattık ucundan bakıyoruz alt kattaki televizyon ekranına. Emir Ağabey son derece ciddi, nefes almadan devam etti ve geçti. Geçti ya geçti.!!! O level’ı atladık! Yiiieeehhuuuu! E şimdi ne yapacağız? Hiç bilmiyoruz ki biz bu yeni etabı:) Eyvah!…. İşte tam burada hissettiğim korku ve heyecan dolu hissi hissettim orda da)

Ne yapacağımı bilmiyorum ama yanmak, can kaybedip taaaaa en başa da dönmek istemiyorum. Ürkütmeden onun yemeye devam etmesini sağlamam lazım. Bir taraftan da içimdeki şuh ve küstah kadın da bana diyor ki “Hey gidi saftirik ana. Sanki sen yedirdin bu fasulyeleri de, sen sağlayacaksın devam etmesini, hah!”

(Kıl oluyorum bu kadına)

Ben kendi kendime bir hesaplaşma içindeyken Murat löp löp 5-6 fasulyeyi yedi, önündekiler bitti ve benim önümdeki kaseye bakmaya başlamıştı bile. Ben de verdim, o da yedi.

Yedi yazıyorum ya şuan buraya, gözlerim doldu yine; bu günleri de gördük ya!

Sonra 1 kavun bir de yaban mersini attı üstüne.

Sıradan bir gündü, sıradan bir yemek vardı. Murat da son derece sıradan bir iş yapıyormuşçasına yemek yemeye başladı o gün.

Demek ki o gün Murat şu önüme koyduklarına bir şans vereyim dedi ve ciddi ciddi yaklaştı yeme fikrine. Akıl yürütemiyorum çünkü Murat’ın aklından geçenler hakkında ya da neyi ne zaman niye yaptığı konusunda halen pek bir fikrim yok. Hesapta bir anne olacağım 10 aydır… Umarım bir noktada böyle bir kas geliştirir bünyem.

Velhasıl kelam o günden sonra artık böyle azar azar da olsa bir şeyler yiyen bir bebeğim oldu. Murat kendi kendine yemek yeme fikrine ısındı, bayıldı hatta. Halen çok bağımsız ve bu otonomluğu konusunda çok kararlı. Başkasının elinden yemek uzatıldığında “A ah! Sen ne yaptığını sanıyorsun acaba?” der gibi bakıyor anlam veremeyen bakışlarla. Biz de buna tamamen saygı duyuyoruz. Hiç yemek yenmediği bir Dünya’yı da bildiğimizden bu otonom tavırlar bize en fazla sempatik geliyor:)

 

Bu BLW Gülüklerinin son yazısı değil. Bir de “ben yemeyen bebeğin annesi olarak bu 4 ayda ne öğrendim” yazısı yazacağım. Umarım bir yerlerde benim gibi ek gıda serüveninin başlarında olan sabırsız, hevesli bir annenin bebeğinin yemekleri yere atarken kalbine saplanan hançerlerin ağrısından biraz kurtulmasına yardımcı olur bu yazı dizisi ( Ay çok dramatiğim! Ama çok canı yanıyor vallahi insanın. Üzülüyor yahu).

 

 

Sakin olun, sunmaya devam edin ve bekleyin. Anne elinin tadını sevmeyen insanla tanışmadım hiç. Elbet onlar da bir gün yiyecekler. Hatta hayatta en çok sizin yemeklerinizi sevip yiyecekler. Onlara yemekle böyle güzel bir ilişki kurma şansını tanımak da bizim onlara karşı olan yükümlülüğümüz.

 

(Ay nasıl da rahat rahat yazıyorum böyle! E tabi yiyen bebek annesinin rahatlığı bu! Cık cık cık! )

İmza: Annesinin elinin tadına bayılan anne:)

 

Paylaşmak isteyen buraya!

2 comments

  1. Zeynep says:

    Esra bu Sait Faik sakinligiyle başlayıp Da Vinci’nin şifresi heyecanıyla devam eden Elif Şafak ‘ın içindeki kadınlar kervanına birini daha ekleyerek yazdığın bu mutlu sona bayıldım bayıldım.
    Hop oturup hop kalktım okurken resmen (içimden tabi:)

    Gelelim içeriğe, az değil soylediklerin gerçekten zor. Biz bir öğün, hele bir gün yemeyince iclenirken pes etmeden aylarca bekleyip bebeğini strese sokmadan ona saygı duyarak yemekten keyif almasını sağlamak hiç hiç az değil.
    Tebrik ediyorum sizi anne ve baba olarak.
    Gayri calsin davullar …… 🙂

    • caylakanne says:

      Ya Zeynep ne kadar güzel söyledin, ne kadar da anladın beni:) Gerçekten o kadar zor bir süreç ki o bekleyiş! Bir öğün yedi mi dünyalar benim oluyor ya şimdi hep o günler sebebiyle. Sanki her öğün ilk defa yemeye başlıyor gibi:)

      Ama baya aksiyonlu oldu bu süreç değil mi:?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *