Acıyısla Tatlısıyla BLW Serüveni…. daha yeni başlıyor?!

Murat artık 16 aylık. Lafa Murat’la günlük öğünlerimizden bahsederek başlayacağım.

Kahvaltının vazgeçilmezleri siyah zeytin ve domates – ya da yazın öyleydi. Şu an domates yerine kahvaltı da mandalina yiyor. İnanın kaç tane yiyor bir fikrim yok. Domates ve zeytinle bir süre hayatta kaldığı dahi olmuştur:) Bunların haricinde ya 1 burgu peynir ya da 1 dilim hellim yiyor. Lor ya da başka bir peyniri yemişliği yok. Önceden yumurtayı bayıla bayıla yerdi; şimdilerde yarısını yediğinde seviniyoruz. Ama geçen haftadan beri başlayan yeni döngü ile mutlu olduk. Tekrar yumurta ile seviyeli bir ilişki içine girdi. Mesafeli ama sevgi dolu bir yakınlaşma:) Karbonhidrat olaraksa pek sıkıntı yaşamıyoruz. Artık o gün canımız ne çektiyse yapıyoruz, krep olur pancake olur yumurtalı ekmek olur, tost olur… Hepsinden tırtıklıyor.

Sonra öğle yemeğinde genelde bir et ve sebze yemeği hazırlamaya çalışıyorum. Ama ne kadarı yenir ne kadarı yenmez işte o tamamen şans. Adamın keyfi nasıl isterse gibi bir durum! Garanti yemek yesin istiyorsam genelde pilav/makarna ve köfte ikilisinden şaşmıyorum. Bunlar bu aralar favorisi. Çocuğum averaj ergen oldu!  Bir de patates kızartması eklense tamamlanacak tablo. Ama enteresan bir şekilde patatesten hoşlanmıyor. Onun da günü gelecek elbet. Herkes bir gün patatesin yağlı kollarında mutluluğu tadacak. Yanında eğer et yemediyse ayran içiyor. Genelde et ürünlerinin yanında süt ürünü vermemeye dikkat ediyorum. Bizim alışkanlıklarımızın aksine süt ürünleriyle yenildiğinde demir zengini besinlerdeki demirin bağlanması zorlaşıyor çünkü. Dolayısıyla ya öğlen ya da akşam ayran içiyor. Yoğurttan daha fazla haz aldığı kesin ayrandan.

Akşam yemeğinden evvel bir atıştırma öğünü olarak, öğle uykusundan uyandığında meyve tabağı oluyor. Mevsim meyvesi neyse onlardan birer ikişer doğruyorum ya da direk yıkayıp eline veriyorum. Şok! Meyveden yana sıkıntı yaşamıyoruz. Yine ortalama bir bebek gibi o da meyveyi seviyor.

Akşam yemeğinde ise yine öğle yemeği çizgisinde ama daha çok ete dayalı bir öğün hazırlıyorum. Bazen yeniyor; bazen tırtıklanıyor, bazense tabakta gariban gariban bekliyor tencereye geri döküleceği anı. Evet, yere artık atılmıyor. Daha doğrusu çok atılmıyor diyelim. Çünkü yere atmasının doğru olmadığını biliyor, yemek istemiyorsa bile tabağından alıp daha uzağa koyuyor. Sinirini bu şekilde bize iletiyor. “Yemek istemiyorum ısrar etmeyin, bak atarım ha!” tehdidinde elindeki yemeği her an yere bırakabileceğini bize anlatmak için mama sandalyesinde aşağıya doğru salladığı lokmalardan yanlışlıkla yere düşenleri saymazsak yere kasten yemek atmıyor diyebiliriz.

 

Bu günlüğü okuyanlar olarak yaşadıklarımızın çok da kolay şeyler olmadığını biliyorsunuzdur. Ne kadar üzüldük, yıprandık. Ne oldu? Şimdi de Dünya’yı yemiyor adam. Yine dönemsel olarak değişiyor. Bazı haftalar her şeyi denemeye açıkken, bazı haftalar zinhar ağzına götürmüyor yemekleri.

Ne değişti?

Biz değiştik.  Artık zorlamıyoruz. Nasıl olsa acıktığında yiyecek fikrini benimsedik. Murat da aç olduğunda yiyor; bizi yanıltmıyor.

Murat değişti. Normal bir günde ortalama bir bebek kadar yiyor. Öğünleri önceki gibi susamlar fındıklar ile ölçülmüyor. Kendi yumruğu kadar yiyor. Tahlillerinde de yememekten kaynaklanan her hangi bir vitamin eksikliği çıkmadığından kendisinin ihtiyacı olan kadar yediğini artık biliyoruz.

Mutfak alışkanlıklarımız değişti. Murat yemezken ona saatlerce kastırarak yaptığım Dünya Şeflerinin tariflerinden, klasik yemeklere döndüm. Bana da bir rahatlama mı geldi ne? Murat yüzüne bakmazken yaptıklarımın yanında bugünlerde yaptıklarım ekmek arası salçayla eşdeğer:) Ama demek ki kastırma olmuyor; eğreti kalıyor. Murat’ın doğmadan önce bile maruz kaldığı damak kültürü, lezzet o beğenmediğim ekmek arası salçaysa o da onu tercih ediyor. Ivır zıvırlı bonfile yerine, ızgara seviyor; kıl tüy graten yerine etli sebze yemeği seviyor:) Tepside eti ve biber dolmasını, marine somona ve hindiye tercih ediyor. Şok!

Ne değişmedi?

Biz değişmedik. Hala aynı sofraya oturup yiyoruz. Hala onunla aynı yemekleri yiyoruz. Hala Murat ağzına her lokma atışında Göksel’le ben de doyuyoruz:)

Murat değişmedi. Hala sofraya oturmaktan nasıl kaçarımın peşinde. Bizim hatrımıza 15 bilemedin 20 dakika oturuyor. Sonra füze gibi fırlıyor sofradan. O arada ne yediyse yedi; geri kalan zayiat. Ya da köfte gibi elinde tutabileceği bir şey kaldıysa geride ve bırakmaya da gönlü razı gelmiyorsa, yemeğini de kaptığı gibi koşuyor oyuna.

Aile büyükleri değişmedi. Murat yemezken 1 köfte yedi sadece diye üzüntüden kahrolan büyüklerimiz, Murat 4 köfte yediğinde “Ama sadece köfte yedi. Yanında hiç pilav yemedi” diyerek, onların ne tür bir gözlükle Dünya’ya baktıklarını merak etmemize, “Murat yerine 10 yaşında bir oğlan çocuğu mu görüyorlar acaba?” diye düşünmemize sebep olmaya devam ediyorlar. Anneanne, babaanne ve dedeye yeterli gelen bir miktar olmadığını anladık. Kendizini hiç zorlamayın. Bu çocuk 1 koyun yese, “Ama niçin bir dana değil?” diye düşünebilecek hayal gücüne sahip kişilerdir onlar.

yemekMesela şu tabağı bitirdiği gün de oluyor; olduğu gibi bıraktığı gün de. Olduğu gibi bıraktığında başka bir şey sunmuyorum. Artık yeteri kadar büyüdü ve bir öğün kaçırmaya tahammül edebiliyor. Bunun da ötesinde ona sunduğumuz yemeği yemeyi öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yemek seçmeyi ve istediğini yemek gibi bir lüksünün olmadığını baştan anlaması gerek. Bundan 2 sene sonra sadece köfte ve makarnayla beslenen bir bebek olmaması için şimdiden böyle bir bilinç oturtmaya çalışıyorum. Sanki Murat’ın neyi yapıp neyi yapmayacağında fazla bir etkin olamıyorum gibi geliyor bazı zamanlarda. Özellikle yemek yeme konusunda oldukça özgür takılan Murat, bu konuda umuyorum ki, bizlerden bir şeyler öğrenir.

Bebeği yemek yemeyen annelere “Şunu yapın, şunu yapmayın” demek isterdim. Buradan hazır menüler verip, “Yemeyeni dövüyorlar hanıııııım. Koş mutfağa” demek isterdim. Ama maalesef öyle bir Dünya yok. Her bebeğin katı gıdaya geçme süreci kendine has ve kendince sıkıntılar içeren bir süreç oluyormuş, bunu gördüm. Çok fazla yiyenin de ayrı dertleri oluyormuş, bunu öğrendim. Dolayısıyla Murat’ın olmadığı biri gibi olmasını dilemekten vazgeçtim; huzur buldum.

Yemeği zaman zaman yemeyi seven oğlumla, zaman zaman yiyerek zaman zamansa yemeyerek ama hep huzurlu ve mutlu yaşayıp gidiyoruz.

 

NOT: BLW konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak istiyorsanız, şu ana kadar oluşturulmuş en geniş kitlesi olan, deneyimli binlerce anne babanın yer aldığı ve en kapsamlı bilgilere ulaşabileceğiniz, bu çaylak annenin de admin kadrosunda bulunduğu, BLW Türkiye grubunu ziyaret etmenizi öneririm. 🙂

 

 

 

 

 

 

Paylaşmak isteyen buraya!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *